EDEN BULUR..

Bir vakitler nalbantlık yapan Küçük Ahmet ağa vardı. Nalbant Küçük Ahmet ağa, her zaman olduğu gibi, bir gün sabah namazından sonra yine erkenden dükkanını açmış bekliyordu. Bir genç atlı geldi. Selam verip hayırlı işler diledikten sonra atından inerken:
“Nalbant ağa!” dedi, “Atımın ön ayaklarına bir bakıver. Kayarlarını da değiştiriver sana zahmet.”
Gençler daha çok kayar derlerdi, nal yerine. Nalbant Küçük Ahmet atın ön ayaklarına güzelce baktı. bir şey yoktu, nalları da daha yeniydi. Delikanlıya dönerek:
“Evlat! bunlar daha yeni” dedi, “Değişmelerine lüzum yok!”
“Olsun, usta olsun,” diye itiraz etti genç, “sen yine de değiştiriver!”
“Peki oğlum!” deyip nallarını değiştirdi atın. Daha sonra nalbantın parasını verip “eline sağlık ustam!” diyerek vedalaşacağı sırada Ulu Cami önündeki bir kalabalık dikkatini çekti.
“Hayrola usta! Bu saatte bu telaşlı kalabalık neyin nesi? Ne varmış acaba?” diye sorunca, cevap verdi nalbant:
“Örencik’ten birini astılar!”
“Tüüüf be!” diye hayıflandı genç, “Hata etmişler. Aslında adam suçsuz, yazık olmuş adamcağıza! İşin aslını ben biliyorum. Ama neyse, yapılacak bir şey yok.”
Gencin sözleri dikkatini çekmiştir nalbant Ahmet ustanın.
“Hayret!” diye mırıldanır kendi kendine, “hem hayret, hem de tuhaf! Vay be! Demek haksız yere asmışlar ha! Ama bu çocuk nerden biliyor? Hem de kesin konuşuyor, suçsuz yere cezalandırdılar, diye.”
Derken aylar yıllar bir birini kovalamış ve uzun bir zaman geçmiştir aradan. Yine bir sabah vakti.. Ulu Camii önünde yine bir kalabalık..Telaşlı telaşlı koşuşmalar.. Herkes merak içinde olay yerine bakmaktadır. Yine birisi asılmak üzeredir. Sehpaya çıkarılmış, boğazına ilmik geçirilmeden önce son arzusu sorulur mahkuma.
“Şu karşıdaki dükkanda bir nalbant olacak. Onu bir çağırıverin,” der mahkum. Çevredekiler merakla olacakları beklerken nalbant darağacının yanına getirilir. Mahkum ona doğru seslenir:
“Beni tanıdın mı Ahmet Ağa!?”
“Hayır!” diye cevap verir nalbant, boş ve endişeli bakışlarla.
“Aradan çok zaman geçtiği için hatırlayamaman normal,” diye karşılık verir idamlık adam,
“Hani bir sabah sana gelmiştim de atımın ayaklarına bakıver, demiştim. Sen de bunlar daha sağlam, diye değiştirmek istememiştin. Ancak benim ısrarım üzerine, peki, deyip yeniden nallamıştın. Hatırladın mı? O zaman da burada böyle kalabalık vardı. Örencikten birini asmışlardı.”
“Hatırlamaz olur muyum? Elbette hatırladım,” der ve devam eder Küçük Ahmet ağa, “O adamın haksız yere cezalandırıldığını söyleyip hayıflanmıştın.”
Bunun üzerine mahkum şu ibretli gerçeği söyledikten sonra cellatlara teslim olur:
“İşte, o Örencik’linin asılmasına sebep olan suçu ben işlemiştim. Lakin şimdi beni asmak istedikleri suçla hiçbir alakam yok. Olsun, ben zaten hak etmiştim.